Ana Sayfa

Kasideler

Kaside-i Mudâriye ve Kaside-i Muhammediye metinlerini Arapça ve kaynakta bulunan okunuşlarıyla inceleyin.

Kaside-i Mudâriye

Kaynak: ilahiler-site çalışması.zip / kaside.html

يَا رَبِّ صَلِّ عَلَى الْمُخْتَارِ مِنْ مُضَرٍ وَالْأَنْبِيَا وَجَمِيعِ الرُّسْلِ مَا ذُكِرُوا

YA RABBİ SALLİ ALEL MUHTÊRİ MİN MUDARİN

VEL ENBİYÊ VE CEMİ'İR RUSLİ MÊ ZUKİRÛ

Yâ Rabbi!, Mudar kabilesinden seçtiğin O yüce insan (Sallahu Aleyhi ve Sellem)'a, Ve bütün Peygamberlere isimleri anıldığı müddetçe salât-u selam eyle.

وَصَلِّ رَبِّ عَلَى الْهَادِي وَشِيعَتِهِ وَصَحْبِهِ مَنْ لِطَيِّ الدِّينِ قَدْ نَشَرُوا

VE SALLİ RABBİ ALEL HÊDÎ VE ŞÎATİHİ

VE SAHBİHİ MEN LİTAYYİD DÎNİ KAD NEŞERÛ

Ve özel hususi salât-u selamı da; bizim hidayetimize vesile olan Efendimiz (Sallahu Aleyhi ve Sellem)'e, Onun akrabalarına , Ehl-i Beytine ve dini yayan sahabelerine eyle Yâ Rabbi!.

وَجَاهَدُوا مَعَهُ فِي اللهِ وَاجْتَهَدُوا وَهَاجَرُوا وَلَهُ آوَوْا وَقَدْ نَصَرُوا

VE CÊHEDÛ MEAHU FİLLÂHİ VECTEHEDÛ

VE HÊCERÛ VELEHÛ ÊVEV VEKAD NESARÛ

O Sahabeler ki, onlardan kimisi canla başla savaştı, kimisi O'nun yolunda can verdi, Kimisi ise, tanımadığı insanlara yardım etti. (Medineli Ensar kastediliyor) (Onların cömertlikleri kendilerinden değil nasıl bir nazar-ı Muhammedi yetişmiş ki kalplerine, muhacirlerle her şeylerini paylaşacak kadar, bunu ancak o nazarı alan yapabilir.)

وَبَيَّنُوا الْفَرْضَ وَالْمَسْنُونَ وَاعْتَصَبُوا لِلَّهِ وَاعْتَصَمُوا بِاللهِ فَانْتَصَرُوا

VE BEYYENUL FERDA VEL MESNÛNE VE'TESABÛ

LİLLÊHİ VE'TESAMÛ BİLLÂHİ VEN TESARÛ

Onlar ki bize farzı, sünneti öğretenlerdir. Birleşmeyi kaynaşmayı öğrettiler, Allah (Celle Celâluhu)'a nasıl sığınılacak, O'ndan nasıl yardım istenilecek bize O'nlar öğrettiler.

أَزْكَى صَلَاةٍ وَأَنْمَاهَا وَأَشْرَفَهَا يُعَطِّرُ الْكَوْنَ مِنْهَا نَشْرُهَا الْعَطِرُ

EZKÊ SALÊTİN VE ENMÊHÊ VE EŞRAFEHÊ

YUATTİRUL KEVNE MİNHE NEŞRUHÊL ATİRU

Öyle bir salât-u selam eyle ki; hiç kimseye etmediğin temizlikte ve büyüklükte olsun, Kokusu öyle keskin olsun ki; kâinat onun kokusundan erisin Ya Rabbi!

مَعْبُوقَةً بِعَبِيقِ الْمِسْكِ زَاكِيَةً مِنْ طِيبِهَا أَرَجُ الرِّضْوَانِ يَنْتَشِرُ

ME'BÛKATEN BİABÎKİL MİSKİ ZÊKİYETEN

MİN TÎBİHÊ ERACUR RİDVÊNİ YENTEŞİRU

Yine öyle bir salât-u selam eyle ki; misk ve amber, o salât-u selamdan alsın kokusunu, Ve bu salât-u selamla, cennetin bekçisi Rıdvan, o kokuyu duyunca cennetin kokusunu unutsun Yâ Rabbi!

عَدَّ الْحَصَى وَالثَّرَى وَالرَّمْلِ يَتْبَعُهَا نَجْمُ السَّمَاءِ وَنَبْتُ الْأَرْضِ وَالْمَدَرُ

ADDEL HESÂ VES SERÂ VER RAMLİ YETBEUHÊ

NECMUS SEMÊİ VE NEBTUL ERDİ VEL MEDERU

O salât-u selam, çakıl taşlarının, kumların sayısında ve sayılamayacak unların sayısınca, gökteki yıldızların, yerdeki otlakların, üzerine basıldığı vakit, ayakların hissetmeyeceği nebatlar sayısınca olsun Yâ Rabbi!

وَعَدَّ مَا حَوَتِ الْأَشْجَارُ مِنْ وَرَقٍ وَكُلُّ حَرْفٍ غَدَا يُتْلَى وَيُسْتَطَرُ

VE ADDE MÊ HAVETİL EŞCÊRU MİN VERAKİN

VE KULLİ HARFİN ĞADÊ YUTLÊ VE YUSTETARU

Ağaçların taşıyabildiği yaprakları sayısınca ve her kalem oynatanın, attığı nokta sayısınca O'na (Sallahu Aleyhi ve Sellem) salât-u selam olsun Yâ Rabbi!

وَعَدَّ وَزْنِ مَثَاقِيلِ الْجِبَالِ كَمَا يَلِيهِ قَطْرُ جَمِيعِ الْمَاءِ وَالْمَطَرُ

VE ADDE VEZNİ MESÊKÎLİL CİBÊLİ KEMÊ

YELÎHİ KATRU CEMÎ'İL MÊİ VEL METARU

Yine bu salât-u selam, dağların zerrelerinin ağırlığınca, yağan yağmurun taneleri, akan selin zerreleri adedince olsun Yâ Rabbi!

وَالطَّيْرُ وَالْوُحُوشُ وَالْأَسْمَاكُ مَعْ نَعَمٍ يَلِيهُمُ الْجِنُّ وَالْأَمْلَاكُ وَالْبَشَرُ

VET TAYRİ VEL VEHŞİ VEL ESMÊKİ ME' NEAMİN

YELÎHUMUL CİNNU VEL EMLÊKU VEL BEŞERU

Kuşların, yabani hayvanların, balıkların, bütün yaratılmış hayvanların sayısınca Cinlerin, insanların ve beşer nevinin sayısınca olsun Yâ Rabbi!.

وَالذَّرُّ وَالنَّمْلُ مَعْ جَمْعِ الْحُبُوبِ كَذَا وَالشَّعْرُ وَالصُّوفُ وَالْأَرْيَاشُ وَالْوَبَرُ

VEZ ZERRU VEN NEMLU ME' CEM'İL HUBÛBİ KEZÊ

VEŞ ŞE'RU VES SÛFU VEL ERYÊŞU VEL VEBERU

Yine bu salât-u selam, karıncaların, taneyle sayılabilen zerrelerin sayısınca, Saç kılları, hayvanların yünlerinin tüyleri sayısınca, kuşların, güneş ışıldadığı zaman gözle görülemeyen var olan tozların sayısınca olsun Yâ Rabbi!.

وَمَا أَحَاطَ بِهِ الْعِلْمُ الْمُحِيطُ وَمَا جَرَى بِهِ الْقَلَمُ الْمَأْمُورُ وَالْقَدَرُ

VE MÊ EHÂTA BİHİL İLMUL MUHÎTU VEMÊ

CERÂ BİHİL KALEMUL ME'MÛRU VEL KADERU

Yine bu salât-u selam, Senin ilminin kuşattığı her şeyin sayısınca, Senin kader kaleminin yazdığı ve yazacağı her şeyin sayısınca olsun Yâ Rabbi!.

وَعَدَّ نَعْمَائِكَ اللَّاتِي مَنَنْتَ بِهَا عَلَى الْخَلَائِقِ مُذْ كَانُوا وَمُذْ حُشِرُوا

VE ADDE NE'MÊİKEL LETÎ MENENTE BİHÊ

ALEL HALÊİKİ MUZ KÊNÛ VEMUZ HUŞİRÛ

Yine bu salât-u selam, yaratıldıkları andan mahşerde toplanılacak ana kadar, yaratılmışlara verdiğin ve vereceğin nimetlerin sayısınca olsun Yâ Rabbi!.

وَعَدَّ مِقْدَارِهِ السَّامِي الَّذِي شُرِِّفَتْ بِهِ النَّبِيُّونَ وَالْأَمْلَاكُ وَافْتَخَرُوا

VE ADDE MİKDÊRİHİS SÊMİLLEZÎ ŞURRİFET

BİHİN NEBİYYÛNE VEL EMLÊKU VEFTEHARÛ

Yine bu salât-u selam, Meleklerin ve Peygamberlerin şerefyâp oldukları o yüce makamların sayısınca olsun Yâ Rabbi!

وَعَدَّ مَا كَانَ فِي الْأَكْوَانِ يَا سَنَدِي وَمَا يَكُونُ إِلَى أَنْ تُبْعَثَ الصُّوَرُ

VE ADDE MÊ KÊNE FİL EKVÊNİ YÊ SENEDÎ

VE MÊ YEKÛNU İLÊ EN TUB'ASES SUVERU

Kâinatta ne varsa Ey Yüce Rabbim, yaratılmışların tekrar mahşerde toplanacağı ana kadar bunların tamamının yekûnu adedince salât-u selam olsun Yâ Rabbi! Salâtların sayılarını aldık, şimdi müddeti ne kadar olsun...

فِي كُلِّ طَرْفَةِ عَيْنٍ يَطْرِفُونَ بِهَا أَهْلُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِينَ أَوْ يَذَرُوا

FÎ KULLİ TARFETİ AYNİN YETRİFÛNE BİHÊ

EHLUS SEMÊVÊTİ VEL ERDÎNE EV YEZERU

Yerde ve gökte ne kadar göz açıp kapayan canlı varsa ve ya göz kapağı olmayıp ta baka kalan ne kadar canlı varsa onların bakışlarının müddetince salât-u selam olsun Yâ Rabbi!

مِلْءَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِينَ مَعْ جَبَلٍ وَالْفَرْشِ وَالْعَرْشِ وَالْكُرْسِي وَمَا حَصَرُوا

مَا أَعْدَمَ اللهُ مَوْجُودًا وَأَوْجَدَ مَعْدُومًا صَلَاةً دَوَامًا لَيْسَ تَنْحَصِرُ

MİL'ESSEMÊVÊTİ VEL ERDÎNE ME'CEBELİN

VEL FERŞİ VEL ARŞİ VEL KURSÎ VEMÊ HASARÛ

MÊ E'DEMELLÂHU MEVCÛDEN VE EVCEDE

ME'DÛMEN SALÊTEN DEVÊMEN LEYSE TENHASİRU

Ya Rabbi! Bu yukarıda saydığımız devamla salât-u selam olduğu gibi ayrıca göklerin genişliği yerlerin ve dağların ağırlınca, arşın taşıdığı kudretin genişliğince, yarattıklarının yaratacakları yok ettiklerinin ve yoktan var edeceklerinin sayılamayacak o kadar sayısınca salât-u selam olsun Yâ Rabbi!

تَسْتَغْرِقُ الْعَدَّ مَعْ جَمْعِ الدُّهُورِ كَمَا تُحِيطُ بِالْحَدِّ لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ

TESTEĞRİKUL ADDE ME'CEM İD DUHÛRİ KEMÊ

TUHÎTU BİLHADDİ LÊ TUBKÎ VELÊ TEZERU

Ben anlatamadım derdimi Yâ Rabbi!, en iyisi şöyle diyeyim, sayı adına ne varsa onun sayısınca, zaman dilimi adına ne varsa onların tamamını kuşatsın bu salat-u selam...

لَا غَايَةً وَانْتِهَاءً يَا عَظِيمُ لَهَا وَلَا لَهَا أَمَدٌ يُقْضَى فَيُعْتَبَرُ

LÊ ĞÂYETEN VENTİHÂEN YÊ AZÎMU LEHÊ

VELÊ LEHÊ EMEDUN YUKDÂ FEYU'TEBERU

Aman o salât-u selamda dur durak olmasın Yâ Rabbi, şurada bitsin denmeyecek şekilde sonsuz bir salât-u selam eyle...

مَعَ السَّلَامِ كَمَا قَدْ مَرَّ مِنْ عَدَدٍ رَبِّي وَضَاعِفْهُمَا وَالْفَضْلُ مُنْتَشِرُ

وَعَدَّ أَضْعَافِ مَا قَدْ مَرَّ مِنْ عَدَدٍ مَعْ ضَعْفِ أَضْعَافِهِ يَا مَنْ لَهُ الْقَدَرُ

MEAS SELÊMİ KEMÊ KAD MERRA MİN ADEDİN

RABBÎ VE DÂİFHUMÊ VEL FEDLU MUNTEŞİRU

VE ADDE ED'ÂFİ MÊ KAD MERRA MİN ADEDİN

ME' DA'Fİ EDÂFİHİ YÊ MEN LEHUL KADERU

Bitmedi benim isteğim Ya Rabbi! , bir bu saydıklarımız kadar selam söyle efendimize, zikrettiğimiz şeylerin sayısınca genişliğince, çokluğunca, kesintisiz selam eyle. Bu selamların tamamını al kendi kudretine çarp ve de bir o kadarda indir Yâ Rabbi,

كَمَا تُحِبُّ وَتَرْضَى سَيِّدِي وَكَمَا أَمَرْتَنَا أَنْ نُصَلِّي أَنْتَ مُقْتَدِرُ

وَكُلُّ ذَلِكَ مَضْرُوبٌ بِحَقِّكَ فِي أَنْفَاسِ خَلْقِكَ إِنْ قَلُّوا وَإِنْ كَثُرُوا

KEMÊ TUHİBBU VE TERDÂ SEYYİDÎ VE KEMÊ

EMERTENÊ EN NUSALLÎ ENTE MUKTEDİRU

VE KULLU ZELİKE MEDRÛBUN Bİ HAKKİKE FÎ

ENFÊSİ HALKİKE İN KALLÛ VE İN KESURÛ

Bunun tamamını al, benim bu pis ağzımla değil, sen kendi kudretinde yarattıklarını benden daha iyi biliyorsun belki ben eksik bıraktım ya rabbi, sen bu salât-u selamları al benim ifade etmek istediklerimi, onu kendi şanına yakışır şekilde inzal buyur Yâ Rabbi!

يَا رَبِّ وَاغْفِرْ لِقَارِيهَا وَسَامِعِهَا وَالْمُسْلِمِينَ جَمِيعًا أَيْنَمَا حَضَرُوا

YÊ RABBİ VEĞFİR LİKÂRÎHÊ VE SÊMİ'İHÊ

VEL MUSLİMÎNE CEMÎAN EYNEMÊ HADARÛ

Yâ Rabbi!, bu salât-u selamı, işitene ve okuyana rahmet eyle, mağfiret eyle, nerede Müslüman varsa onların tamamına rahmet ve mağfiret eyle.

وَوَالِدِينَا وَأَهْلِينَا وَجِيرَانِنَا وَكُلُّنَا سَيِّدِي لِلْعَفْوِ مُفْتَقِرُ

VE VÊLİDÎNE VE EHLÎNÊ VE CÎRÂNİNÊ

VE KULLUNÊ SEYYİDÎ LİL AFVİ MUFTEKİRU

Ana ve babalarımıza, akraba ve komşularımıza, senin affının fakiri olan bütün müminlere merhamet ve mağfiret eyle ya Yâ Rabbi,

وَقَدْ أََتيْنَ ذُنُوبًا لَا عِدَادَ لَهَا لَكِنَّ عَفْوَكَ لَا يُبْقِي وَلَا يَذَرُ

VE KAD ETEYNÊ ZUNÛBEN LÊ İDÊDE LEHÊ

LEKİNNE AFVEKE LÊ YUBKÎ VELÊ YEZERU

Biz hepimiz, sayıya gelmez günahlarla senin huzuruna geldik ama tamamızın günahı senin rahmetinin yanında deniz deryasının kenarındaki kumlardan bir tane bile değildir Yâ Rabbi!.

وَالْهَمُّ عَنْ كُلِّ مَا أَبْغِيهِ أَشْغَلَنِي وَقَدْ أَتَى خَاضِعًا وَالْقَلْبُ مُنْكَسِرُ

VELHEMMU AN KULLİ MÊ EBĞÎHİ EŞĞALENÎ

VE KAD ETÊ HÂDİAN VEL KALBU MUNKESİRU

İçimdeki sıkıntılar söylemek istediklerime engel oluyor, sadece boynu büküklüğümle sana geldim, kalbim de senin huzurunda kırık, sen buyuruyorsun 'Ben Benim için gönlü kırıkların yanındayım.' Gönül kırıklığı ile geldim sana Yâ Rabbi!,

أَرْجُوكَ يَا رَبِّ فِي الدَّارَيْنِ تَرْحَمُنَا بِجَاهِ مَنْ فِي يَدَيْهِ سَبَّحَ الْحَجَرُ

ERCÛKE YÊ RABBİ FÎD DÊRAYNİ TERHAMUNÊ

BİCÊHİ MEN FÎ YEDEYHİ SEBBEHEL HACERU

Ya Rabbi!, Senden ricam o ki; zikrettiklerime iki cihanda merhamet eyle, Taşı eline aldığı zaman taşın mübarek elinde 'Lâ ilahe illallah' dediği zât hürmetine bizi affeyle Yâ Rabbi!.

يَا رَبِّ أَعْظِمْ لَنَا أَجْرًا وَمَغْفِرَةً فَإِنَّ جُودَكَ بَحْرٌ لَيْسَ يَنْحَصِرُ

YÊ RABBİ E'ZİM LENÊ ECRAN VE MEĞFİRATEN

FE İNNE CÛDEKE BEHRUN LEYSE YENHASİRU

Ya Rabbi! Bize yüce bir ecir ve mağfiret ver ki, senin sonsuz kerem deryanın şanına yakışır, bir şekilde mağfiret eyle; çünkü senin kerem deryanın nihayeti yoktur.

وَكُنْ لَطِيفًا بِنَا فِي كُلِّ نَازِلَةٍ لُطْفًا جَمِيلًا بِهِ الْأَهْوَالُ تَنْحَسِرُ

VE KUN LETÎFEN BİNÊ FÎ KULLİ NÊZİLETİN

LUTFEN CEMÎLEN BİHÎL EHVÊLU TENHASİRU

İki dünyada öyle lütufta bulun ki; bize kader olarak yazdığın musibetler bize gelince o lütfunun içinde öylece erisin gitsin Yâ Rabbi! Kimin hürmetine?

بِالْمُصْطَفَى الْمُجْتَبَى خَيْرِ الْأَنَامِ وَمَنْ جَلَالَةً نَزَلَتْ فِي مَدْحِهِ السُّوَرُ

BİL MUSTAFÊL MUCTEBÊ HAYRİL ENÊMİ VE MEN

CELÊLETEN NEZELET FÎ MEDHİHİS SUVERU

O'nun övgüsünde sureler inerken, O'nun hürmetine ay gibi parlayan O Mustafa (Sallahu Aleyhi ve Sellem)'nın hürmetine, bize kader olarak yazdığın musibetler öylece erisin gitsin Yâ Rabbi.

ثُمَّ الصَّلَاةُ عَلَى الْمُخْتَارِ مَا طَلَعَتْ شَمْسُ النَّهَارِ وَمَا قَدْ شَعْشَعَ الْقَمَرُ

SUMMES SALÊTU ALÊL MUHTÊRİ MÊ TALEAT

ŞEMSUN NEHÊRİ VE MÊ KAD ŞE'ŞEAL KAMERU

Güneş dünyayı ısıtıp dünyaya sıcaklık verdiği müddetçe, ay gece karanlıkta kalanlara ışık saçtığı müddetçe Mustafa (Sallahu Aleyhi ve Sellem)'ya salât-u selam eyle Yâ Rabbi.

ثُمَّ الرِّضَا عَنْ أَبِي بَكْرٍ خَلِيفَتِهِ مَنْ قَامَ مِنْ بَعْدِهِ لِلدِّينِ يَنْتَصِرُ

SUMMER RİDÂ AN EBÎ BEKRİN HALÎFETİHİ

MEN KÂME MİN BE'DİHİ LİDDÎNİ YENTESİRU

Ya Rabbi! O dünyayı terk edip ahirete gittikten sonra O'nun yerine kalan Ebubekir (Radıyallâhu Anhu)'ki dini en muhkem şekilde korudu, mürtedlere karşı savaştı, cihad etti. O Ebubekir (Radıyallâhu Anhu)'den de razı ol Yâ Rabbi,

وَعَنْ أَبِي حَفْصٍ نِ الْفَارُوقِ صَاحِبِهِ مَنْ قَوْلُهُ الْفَصْلُ فِي أَحْكَامِهِ عُمَرُ

VE AN EBÎ HAFSİNİL FÊRÛKİ SÂHİBİHİ

MEN KAVLUHUL FESLU FÎ EHKÊMİHİ UMERU

Benden sonra Peygamber gelseydi bu doğru sözlü Hafsın babası Ömer (Radıyallâhu Anhu) gelirdi'' dediği Ömer (Radıyallâhu Anhu)'den de razı ol Yâ Rabbi!..

وَجُدْ لِعُثْمَانَ ذِي النُّورَيْنِ مَنْ كَمُلَتْ لَهُ الْمَحَاسِنُ فِي الدَّارَيْنِ وَالظَّفَرُ

VE CUD Lİ USMÊNE ZÎNNÛRAYNİ MEN KEMULET

LEHUL MEHÂSİNU FÎDDÊRAYNİ VEZ ZAFERU

İki dünyada da zaferin ve kudretin anahtarı olan Kuranı bir araya getiren Osman (Radıyallâhu Anhu)'dan da razı ol Yâ Rabbi!..

كَذَا عَلِيٌّ مَعَ ابْنَيْهِ وَأُمِّهِمَا أَهْلُ الْعَبَاءِ كَمَا قَدْ جَاءَنَا الْخَبَرُ

KEZÊ ALİYYUN ME' İBNEYHİ VE UMMİHİMÊ

EHLUL ABÊİ KEMÊ KAD CÊENÊL HABERU

Hele o Ali (Aleyhis Selâm) var ya , hele hanımı var ya hani iki oğlu var ya onlardan da razı ol Yâ Rabbi, hadisi şerifte zikredile o Ehl-i Abâdan (Radıyallâhu Anhum)'da razı ol Yâ Rabbi!,

سَعْدٌ سَعِيدُ ابْنُ عَوْفٍ طَلْحَةٌ وَأَبُو عُبَيْدَةٍ وَزُبَيْرٌ سَادَةٌ غُرَرُ

SA'DUN SAÎDUBNU AVFİN TALHATUN VE EBÛ

UBEYDETİN VE ZUBEYRUN SÊDETUN ĞURARU

Geriye kalan Aşere-i Mübeşşereden altı kişi, Sa'd b. Ebi Vakkas (Radıyallâhu Anhu), Said b.Zeyd (Radıyallâhu Anhu), Abdurrahman b. Avf (Radıyallâhu Anhu), Talha b. Ubeydullah (Radıyallâhu Anhu) ve Ebu Ubeyt-ül Cerrah (Radıyallâhu Anhu) ve Zübeyr b. Avam (Radıyallâhu Anhu), Onlardan da razı ol Yâ Rabbi.

وَحَمْزَةٌ وَكَذَا الْعَبَّاسُ سَيِّدُنَا وَنَجْلُهُ الْحَبْرُ مَنْ زَالَتْ بِهِ الْغِيَرُ

VE HAMZETUN VE KEZÊL ABBÊSU SEYYİDUNÊ

VE NECLUHUL HABRU MEN ZÊLET BİHİL ĞİYERU

Hamza (Radıyallâhu Anhu)'yı unutmadım Ya Rabbi!, nasıl ki o bizim Efendimiz Rasulullah (Sallahu Aleyhi ve Sellem)'ın amcası , herkes ailesinde bir güzelle övünür ben amcam Abbas ile övünürüm dediği, hele o necl dediği (derya ağızlı olan ) oğlu Abdullah (Radıyallâhu Anhumâ) var ya oğlu, ondan da razı ol Yâ Rabbi,

وَالْآلُ وَالصَّحْبُ وَالْأَتْبَاعُ قَاطِبَةً مَا جَنَّ لَيْلُ الدَّيَاجِي أَوْ بَدَا السَّحَرُ

VEL ÊLU VES SAHBU VEL ETBÊU KÂTİBETEN

MÊ CENNE LEYLUD DEYÊCÎ EV BEDÊS SEHARU

Bütün Ehl-i Beyt ve Ashaptan hepsinden razı ol , Onların peşinden gelen tabiinin tamamından razı ol Yâ Rabbi, gece gelip dünyayı kuşatıp seher aydınlattığı müddetçe Onlardan razı ol Yâ Rabbi!...

Kaside-i Muhammediye

Kaynak: ilahiler-site çalışması.zip / muhammediye.html

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ مُنْشِي الْخَلْقِ مِنْ عَدَمٍ ثُمَّ الصَّلَاةُ عَلَى الْمُخْتَارِ فِي الْقِدَمِ

ELHAMDULİLLÂHİ MUNŞİL HALKİ MİN ADEMİ,

SUMMES SALÂTU ALEL MUHTÂRİ FİL KİDEMİ.

مَوْلَايَ صَلِّ وَسَلِّمْ دَائِمًا أَبَدًا عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقِ كُلِّهِمِ

MEVLÂYE SALLİ VE SELLİM DÂİMEN EBEDE,

ÂLÂ HABİBİKE HAYRİL HALKI KULLİHİMİ.

مُحَمَّدٌ أَشْرَفُ الْأَعْرَابِ وَالْعَجَمِ مُحَمَّدٌ خَيْرُ مَنْ يَمْشِي عَلَى قَدَمِ

MUHAMMEDUN EŞREF-UL A'RÂBİ VE'L ACEMİ,

MUHAMMEDUN HAYRU MEN YEMŞİ ALE KADEMİ,

مُحَمَّدٌ بَاسِطُ الْمَعْرُوفِ جَامِعُهُ مُحَمَّدٌ صَاحِبُ الْإِحْسَانِ وَالْكَرَمِ

MUHAMMEDUN BÂSİT-UL MA'RUFİ CÂMİUHU,

MUHAMMEDUN SÂHİB-UL İHSÂNİ VEL KEREMİ,

مُحَمَّدٌ تَاجُ رُسْلِ اللهِ قَاطِبَةً مُحَمَّدٌ صَادِقُ الْأَفْعَالِ وَالْكَلِمِ

MUHAMMEDUN TÂCU RUSLİLLEHİ KÂTİBETEN,

MUHAMMEDUN SÂDIK-UL EFÂLİ VEL KELİMİ

مُحَمَّدٌ ثَابِتُ الْمِيثَاقِ حَافِظُهُ مُحَمَّدٌ طَيِّبُ الْأَخْلَاقِ وَالشِّيَمِ

MUHAMMEDUN SÂBİT-UL MİSÂKİ HAFİZUHU,

MUHAMMEDUN TAYYİB-UL AHLÂKİ VEŞ ŞİYEMİ.

مَوْلَايَ صَلِّ وَسَلِّمْ دَائِمًا أَبَدًا عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقِ كُلِّهِمِ

MEVLÂYE SALLİ VE SELLİM DÂİMEN EBEDE,

ÂLÂ HABİBİKE HAYRİL HALKI KULLİHİMİ.

مُحَمَّدٌ جُبِلَتْ بِالنُّورِ طِينَتُهُ مُحَمَّدٌ لَمْ يَزَلْ نُورًا مِنَ الْقِدَمِ

MUHAMMEDUN CUBİLET BİNNÛRİ TÎYNETUHU,

MUHAMMEDUN LEM YEZEL NÛREN MİNEL KİDEMİ,

مُحَمَّدٌ حَاكِمٌ بِالْعَدْلِ ذُو شَرَفٍ مُحَمَّدٌ مَعْدِنُ الْإِنْعَامِ وَالْحِكَمِ

MUHAMMEDUN HÂKİMUN BİL ADLİ ZÛ ŞEREFİN,

MUHAMMEDUN MÂ'DİNUL İNÂMİ VEL HİKEMİ

مُحَمَّدٌ خَيْرُ خَلْقِ اللهِ مِنْ مُضَرٍ مُحَمَّدٌ خَيْرُ رُسْلِ اللهِ كُلِّهِمِ

MUHAMMEDUN HAYRU HALKİLLEHİ MİN MUDARİN

MUHAMMEDUN HAYRU RÛSLİLLEHİ KULLİHİMİ,

مُحَمَّدٌ دِينُهُ حَقٌّ نَدِينُ بِهِ مُحَمَّدٌ مُشْرِقٌ بَدْرًا عَلَى عَلَمِ

MUHAMMEDUN DİYNUHÛ HAKKUN NEDİNU BİHİ,

MUHAMMEDUN MUŞRİKUN BEDRAN ALE ÂLEMİ,

مَوْلَايَ صَلِّ وَسَلِّمْ دَائِمًا أَبَدًا عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقِ كُلِّهِمِ

MEVLÂYE SALLİ VE SELLİM DÂİMEN EBEDE,

ÂLÂ HABİBİKE HAYRİL HALKI KULLİHİMİ.

(٣)

مُحَمَّدٌ ذِكْرُهُ رُوحٌ لِأَنْفُسِنَا مُحَمَّدٌ شُكْرُهُ فَرْضٌ عَلَى الْأُمَمِ

MUHAMMEDUN ZİKRUHÛ RÛHUN Lİ'ENFUSİNA,

MUHAMMEDUN ŞUKRUHU FARDUN ALEL UMEMİ,

مُحَمَّدٌ زِينَةُ الدُّنْيَا وَبَهْجَتُهَا مُحَمَّدٌ كَاشِفُ الْغُمَّاتِ وَالظُّلَمِ

MUHAMMEDUN ZİNETU-T DUNYÂ VE BEHCETUHE,

MUHAMMEDUN KÂŞİF-UL ĞUMMÂTİ VEZ ZULEMİ

مُحَمَّدٌ سَيِّدٌ طَابَتْ مَنَاقِبُهُ مُحَمَّدٌ صَاغَهُ الرَّحْمَنُ بِالنِّعَمِ

MUHAMMEDUN SEYYİDUN TÂBET MENÂKİBUHU,

MUHAMMEDUN SÂĞAH-UR RAHMÂN-U BİN NİAMİ

مُحَمَّدٌ صَفْوَةُ الْبَارِي وَخِيرَتُهُ مُحَمَّدٌ طَاهِرٌ مِنْ سَائِرِ التُّهَمِ

MUHAMMEDUN SAFVET-UL BÂRİ VE HİRATUHU,

MUHAMMEDUN TÂHİRUN MİN SÂİR-İT TUHEMİ

مَوْلَايَ صَلِّ وَسَلِّمْ دَائِمًا أَبَدًا عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقِ كُلِّهِمِ

MEVLÂYE SALLİ VE SELLİM DÂİMEN EBEDE,

ÂLÂ HABİBİKE HAYRİL HALKI KULLİHİMİ.

مُحَمَّدٌ ضَاحِكٌ لِلضَّيْفِ مُكْرِمُهُ مُحَمَّدٌ جَارَهُ وَاللهِ لَمْ يُضَمِ

MUHAMMEDUN DÂHİKUN LİDDAYFİ MUKRİMUHU,

MUHAMMEDUN CÂRUHU VALLAHİ LEM YUDAMİ,

مُحَمَّدٌ طَابَتِ الدُّنْيَا بِبِعْثَتِهِ مُحَمَّدٌ جَاءَ بِالْآيَاتِ وَالْحِكَمِ

MUHAMMEDUN TÂBET-İT DUNYA Bİ-Bİ'SETİHİ,

MUHAMMEDUN CÂ-E BİL ÂYÂTİ VEL HİKEMİ,

مُحَمَّدٌ يَوْمَ بَعْثِ النَّاسِ شَافِعُنَا مُحَمَّدٌ نُورُهُ الْهَادِي مِنَ الظُّلَمِ

MUHAMMEDUN YEVME BÂSİNNESİ ŞÂFİUNE,

MUHAMMEDUN NÛRUHUL HÂDİ MİNE-Z ZULEMİ,

مُحَمَّدٌ قَائِمٌ لِلّٰهِ ذُو هِمَمٍ مُحَمَّدٌ خَاتَمٌ لِلرُّسْلِ كُلِّهِمِ

MUHAMMEDUN KÂİMUN LİLLEHİ ZÛ HİMEMİN,

MUHAMMEDUN HÂTİMUN LİRRUSLİ KULLİHİMİ.

مَوْلَايَ صَلِّ وَسَلِّمْ دَائِمًا أَبَدًا عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقِ كُلِّهِمِ

MEVLÂYE SALLİ VE SELLİM DÂİMEN EBEDE,

ÂLÂ HABİBİKE HAYRİL HALKI KULLİHİMİ.

(٣)